| |
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Gökyüzü ve yıldızlar alemi, tarihin kadim zamanlarından itibaren insanların dikkati hep çekmiş, insanlar gökteki cisimler hakkında hep merak içinde olmuşlardır.
Yüce Rabbimiz, Kur’an da defalarca insanların dikkatini göklerin ve yerin yaradılışına, gece ve gündüzün birbirini takip etmesine, yani dünyanın kendi ekseni etrafındaki hareketlerine çeker. Ve bu bahsettiği olaylarda aklını kullanabilenler için ibretler olduğunu söyler.
İnne fî ?alki-ssemâvâti vel-ardi va?tilâfi-lleyli ve-nnehâri leâyâtin li-ulî-l-elbâb
Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır. (Al-i İmran:190)
İşte bu sebepten dolayı bu günkü sohbetimizde dikkatimizi gökyüzü ve uzayın büyüklüğüne çekmek istedim . Malumdur ki Eserin güzelliği ve kusursuzluğu, Muessirinin gücüne ve büyüklüğüne delalet eder. Eğer dünyanın ve gök cisimlerinin mükemmelliğini ve büyüklüğünü iyi kavrayabilirsek Rabbimizin afaki ayetlerine bakarak, onun yüceliğini ve büyüklüğünü daha iyi takdir edebilmiş oluruz.
Bundan milyarlarca yıl önce uzay da var olduğunu söylediğimiz tüm cisimler bir haldeydi ve bir enerji kütlesi olarak bulunuyordu daha sonra Bilim adamları tarafından BİN BANG denilen olay meydana geldi, yani büyük patlama ve bu patlamanın neticesinde uzay dediğimiz sonsuz boşluk da 100 milyarlarca gök cismi oluştu.
Eve lem yerâ-lle?îne keferû enne-ssemâvâti vel-arda kânetâ ratkan, fe fetaknâhumâ, vece’alnâ mine-l mâ-i kulle şey-in hayyin efelâ yu/minûn
İnkar edenler, göklerle yer bitişik bir halde iken bizim, onları birbirinden kopardığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de inanmazlar mı? Enbiya /30
Ve bu oluşan sayılamayacak sayıda ki uzay sistemlerinden biride bizim içinde bulunduğumuz Güneş sistemidir
Dünyamız güneş sistemi içindeki 8 gezegenden biridir. Ve bu 8 gezegenin bilinen 166 uydusu vardır.
İşte biz burada bulunanlar, dünya ve dünyanın içinde yaşayan yaklaşık 6 milyar insan ve 100 milyonlarca değişik türde canlı varlıkla birlikte güneşin etrafında hiç durmadan, hiç farkına varmadan dönüp duruyoruz. Dünya güneş etrafındaki bu turunu 365 gün 6 saat 56 dakikada tamamlar.
Ve güneş sistemimiz Samanyolu galaksisi içinde yer alır. Samanyolu galaksisi uzayda insanlar tarafımızdan gözlenebilen milyarlarca galaksiden sadece birisidir. Güneşin büyüklüğü saman yolunun büyüklüğünün milyarda biri kadardır. Samanyolu galaksisi içinde güneş gibi binlerce güneş ve güneş sistemimiz gibi binlerce sistem bulunmaktadır.
Yani dünya tüm uzay içinde bir nokta bile değildir. Belki bir noktanın milyonda biri kadar büyük olabilir. Biz kendini her şey sanan , egosu , kibri her şeyden büyük olan insanoğlu da, dünyanın içinde bir nokta bile değiliz .
Ve biz;
Yüz sene önce, bin sene, yüz bin sene, milyon bin sene önce bu uzayın içinde nokta bile olmayan dünyada yoktuk. Yok olduğumuzu da bilmiyorduk, çünkü biz yoktuk. Hiç bir insan da bizim "yok" olduğumuzu bilemezdi. Hatta bizim yokluğumuz o zamanlar söz konusu bile olamazdı. Biz yoktuk ki yokluğumuz veya varlığımız sözkonusu olsun
Ve işte bu dünya üzerinde bir gün geldi..
Doğduk.
Daha doğrusu, belli bir zamanda ve belli bir mekanda doğan bir çocuk "biz" olduk. Biz kimdik? Biz bizi daha bilmiyorduk. Sadece bir cıyaklıyor, bir uyukluyorduk. Erkek mi kız mı olacağımızı biz belirlememiştik. Doğduğumuz tarih ve yer bize sorulmamıştı. Kaç yüzbin sene önce Habeşistandaki bir mağarada doğabilir miydik? Babil'in asma bahçelerini sulayan bir bekçinin oğlu, yahut Fenikeli bir çömlek tüccarının torunu olabilir miydik? 2279 yılının sonbahar aylarında, Karadenizin ortasında 15 milyonluk bir deniz kentindeki mütevazi bir gökdelenin 187. katında dünyaya merhaba diyebilir miydik?
Babamızı ve annemizi biz seçmemiştik. Onlar da bizi seçmemişti. Doğduğumuzda görüp tanıdılar bizi. Biz de seneler sonra tanıdık onları. Zengin çocuğu mu, yoksa fakir çocuğu mu olacağımız önemliydi, ama bu da bizim elimizde değildi.
Doğduk.
Üstelik bir insan olarak doğduk. Hani bir tarla faresi olarak da varlık alemine doğabilirdik. Yahut kapkara bir hamam böceği, veya sevimli bir kertenkele... Bunlardan hiçbiri olarak doğmadığımız kesin. Neden doğduk, niçin şu zamanda bu mekanda, filancanın çocuğu, falancanın kardeşi olduk? Neden kertenkele olduk veya olmadık? Tüm bu sorular, sorsakta sormasak da bizimle beraber doğmuş oluyor. Çünkü soruları düşünmemek soruları yok etmez... Sorunları çözmemek sorunları ortadan kaldırmaz ki...
Eğer şöyle veya böyle niçin doğduğumuzu merak etmeden yaşarsak.
Birgün gelecek büyüyeceğiz...
Okuyacağız veya okumayacağız, köylü veya şehirli olacağız, evleneceğiz veya evlenmeyeceğiz. Belki korkak, belki cesur olacağız. Belki zeki, belki kalınkafalı. Belki pazarda hammal, belki kasabada kaymakam olacağız. Belki belediyede memur, belki başbakan. Belki hırsız, belki gardiyan olacağız.
Büyüyeceğiz ve mutlaka bir şeyler olacağız.
Belki çoluk çocukla oyalanacağız, belki sokak sokak aval aval dolanacağız, belki her gün milyonlarca lira kazanacağız, belki üç beş kuruş için çırpınacağız, paralanacağız. Belki kitapların arasında sabahlıyacağız, belki de kitap kapağı açmayacağız. Belki kuş gibi süzüleceğiz, belki yılan gibi sürüneceğiz…
Oyalanacağız yahut dolanacağız, kazanacağız yahut paralanacağız, süzüleceğiz yahut sürüneceğiz. Ama herkes gibi dünyayla birlikte güneşin etrafında bedavadan birkaç tur atacağız. Belki yirmi, belki otuz tur. Belki altmış, belki yetmiş tur... Ve hepimiz iyi biliriz ki bu yolculuğu sonsuza değin sürdüren yoktur.
Son istasyona yaklaşacağız.
İnişe geçtiğinizi farkedekceğiz. Güneşin etrafında attığımız turların sayısına paralel olarak saçlarımızda ortaya çıkan incecik fenerler, bize son istasyonu hatırlatacaklar beyaz beyaz...(Hz Ömer kıssası nı anlat) İlk başta görmemezlikten geleceğiz bu uyarı işaretlerini. Hatta dayanamayıp sökeceğiz yerinden bir kaç tanesini... Ancak gün gelecek sökmekle baş edemeyeceğiz, siyaha, yahut kumrala veya başka bir renge boyamaya çalışacağız.
Beyaz beyaz alevlenen sadece saçlarımız olmayacak. Tüm vücudumuz için için yanacak. Vücudumuzda başgösteren arızalar gün gelecek tamir edilemez olacak. Doktorlar, bize sahte umutlar verecekler... Kesip biçecekler, söküp takıştıracaklar.
Nihayet, beklemediğimiz gün gelecek.
Sonunda herkes gibi ÖLECEĞİZ…
Niçin doğduğumuzu, nereden gelip nereye gittiğimizi, hayatın gerçek amacını, hayatın içinde yapmamız gerekenleri ve yapmamamız gerekenleri, ölümün anlamını ve ölümden sonrasını, hesap verip vermeyeceğimizi, hesabını doğru olarak vermek için neler yapmamız gerektiğini merak etmeden bu dünyaya gelip gidersek eğer. Tıpkı bir hamam böceği, bir kertenkele ve ya evimizde beslediğiniz kedi , sütünü içtiğimiz inek, yumurtasını yediğimiz tavuk gibi yaşamışız demektir. Çünkü onlarda yaşamları boyunca bu soruları düşünmediler ve onların cevaplarını da merak etmediler.
Eğer hayatımızı Allah’ın Eşrefi mahlukat diye tanımladığı insanlar gibi yaşamazsak ,onun emirlerine uymaz ,yasaklarından kaçınmazsak yukarıda sayılanlardan hiçbir farkımız kalmaz. Yarın bir gün biri, bizim onlara, onlarında bize çok benzediğini söylese sanırım , nereden gelip nereye gittiğimizi, hayatın gerçek amacını, ölümün anlamını ve ölümden sonrasını düşünüp merak etmediğimiz gibi, bize onlardan farkımız söyleyenin, bunu nerden çıkardığını da merak etmeyiz.
Peki biz neler yapmalıyız ki, nasıl davranmalıyız ki, koyunlaşmıyalım ,tavuklaşmıyalım yani hayvanlaşmayalım insan olabilelim .
İşte bunun cevabı bizi. Dünyayı, güneşi, güneş sitemini ,Samanyolu galaksisini ve tüm uzayı yaradan her şeyden haberdar, bize karşı sonsuz merhamet sahibi, ama gösterdiği yolda yürümeyenler için azabı da hak olan Rabbimizin hidayet olsun, şifa olsun diye gönderdiği kitabında.. Ondan uzak kalırsak onu terk edilmiş bırakırsak. Hem insan olabilmenin yollarını bilememiş oluruz, hem bu dünyada hem de öbüründe huzursuz oluruz ve üstelik Peygamberimizin şikayetine duçar oluruz çünkü peygamberimizin Kuran’daki kendi ümmetinden tek şikayeti Allahın kitabının terk edilmiş olarak bırakılmasıdır.
Vekâle-rrasûlu: yâ rabbi, inne kavmî-tte?a?û hâ?â-lkur-âne mehcûrâ
Ve Resul de derki; ‘Rabbim; Halkım bu Kuran’ı terk edilmiş bıraktı.’ (Furkan 30)
Biz hiç bir şey değilken bizi yaradan, bizim rahat yaşamamız için dünyayı düzenleyip hizmetimize sunan, dünya üzerinde kolayca hareket edebilmemiz için bize el, ayak, göz, kulak veren, doğru ile yanlışı ayırt edebilmemiz için akıl veren, akıl vermekle de bırakmayıp bu dünyada yanlışlar yapmamız için bize uyarıcı peygamberler gönderen ve onlarla birlik de kitaplar indiren bunlara uyun ki, bu dünyada da öbür dünyada da rahata ve huzura kavuşanız diye bize öğüt veren, yol gösteren yüceler yücesi, merhametliler merhametlisi Rabbimize saygı göstermek, minnet duymak insan olmanın gereğidir..
Sanırım bu gereği yerine getirmenin en önemli göstergesi de yapılacak ibadetlerdir. Bu ibadetlerin içinde her gün 5 kez tekrarlanan, bize kulluğumuzu ve insan olabilmenin hazzını yaşatan da NAMAZ dır..
Namaz Hz İbrahim’den itibaren tüm peygamberler tarafından ümmetlerine emredilmiş, tarih boyunca tüm yaşamış Müslümanlarda bu çağrıya kulak vermiş bu emire canı gönülden uymuşlardır.
Namaz özel bir ibadettir, dinin direğidir, müminin miracıdır, namaz kılmayan bir Müs lüman dinin direğini yıkmış olur.. Eğer bir Müslüman namaz kılma konusunda zaaf gösteriyorsa o her türlü tehlikeye açık demektir, çünkü onu yapacağı yanlışlardan, karşılaşacağı tehlikelerden koruyacak bir zırhı, bir korucusu kalmamış demektir. Kuran ‘ın ifadesi ile namaz insanlar için korucu bir zırhtır
Utlu mâ ûhiye ileyke mine-l kitâbi ve akimi-ssalâh, inne-ssalâte tenhâ ‘ani-l fahşâ-i velmunker, vele?ikru(A)llâhi ekber , va(A)llâhu ya’lemu mâ tasne’ûn
Sana vahyedilen Kitab'ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir (Ankebut. 45)
Kuran’ın Müminun suresinde ki mümin tanımlamasına göre:
Müminler öyle kişilerdir ki ;Kalpleri namazda, Allah’ın huzurunda bulunmanın haşyeti ile titrer. Bu yüzden mümin durulur ve derinden ürperir. Bu ürperti oradan organlara, duygu ve harekete yansır. Allah’ın huzurunda onun ululuğuna bürünür ruhları. Zihinlerini kurcalayan tüm uğraşlar namazda kaybolur. Allah’ın ululuğunun bilincine vardıkları, onunla konuşmanın huzurunu hissettikleri için başka bir şeyle uğraşmazlar. Bu kutsal huzurda iken, çevrelerinde bulunan , akıllarında yer eden her şey bir kenara çekilir, kaybolur. Allah’tan başkasını düşünmezler sadece onu hissederler. Ancak namazdaki sözlerin anlamından zevk alırlar. Vicdanları her türlü kirden arınır. Her türlü leke silinir gider. Allah’ın ululuğu karşısında bunun dışında hiçbir şey barınamaz içlerinde. İşte bu noktada boşlukta yüzen zerre, ana kaynağı ile buluşur. Şaşkın ruh yolunu bulur, ürkek kalp sığınağını tanır. Bu anda Allah‘a bağlanmayan bütün değerler, eşyalar ve şahıslar küçülüp gider müminin zihninde.
Gerçek müminler tembellikten dolayı namazlarını geçirmezler, namazı kılma konusunda ihmalkâr davranmazlar. Nasıl kılınması gerekiyorsa öyle kılarlar, namazı kısaltmazlar.Tam vaktinde eksiksiz kılarlar. Bütün kuralları, bütün hareketleri yerine getirirler. Canlı ve gönüllerini bütünüyle namazın anlamı ile doldurarak kılarlar. Bu duygu ile vicdanları harekete geçer, Namaz; kalp ile Rabb arasında bir bağdır. Bu bağı korunamayan birinin, vicdanından kaynaklanan bir duygu ile kendisi ve insanlar arasındaki bağları gerçek anlamda korumasını beklemek ham bir hayalden başka bir şey değildir.
Müminlerin, müminun suresinde anlatılan nitelikleri namazla başlayıp namazla bitiyor.
Buda namazın iman binasında ki önemli yerini göstermektedir. Çünkü namaz Allah’a ibadetin O’na yönelişin en büyük ve en eksiksiz şeklidir.
Namazını kılmayan kişi ne yazık ki şeytanın hile ve desiselerine karşı korumasız kalmıştır , onu yapacağı yanlışlardan , sapabileceği hatalı yollardan koruyacak bir kalkanı , bir zırhı kalmamış demektir. Eğer kendisini namaz ile korunmuşluk zırhına bürümemişse bir Müslüman, her an ayağının kayması yanlış yapması olasıdır.
Şeytan da, insanı kandırmanın en kolay yolunun , insanın Rabbi ile olan bağını zayıflatmak, mümkünse kesmek olduğunu bildiği için özellikle insan ile Rabbi arasındaki en güçlü bağ olan namazı terk etmesi konusunda sürekli olarak kandırmaya çalışır.
Namazdan bir şekilde uzaklaştırdığı insanı kandırmanın kendisi için artık çok olduğunun bilincindedir. İster ki insaoğlu namazını ihmal etsin ve kendisini kötülüklerden ve fahşadan koruyacak bir zırhı olmasın.
Kuran’da inananları anlatan özellikler, vasıflar Müminlerin kişiliklerini belirlemektedir. Bu özellikler, mümin kitlenin özelliklerinin ve hayat tarzının belirlenmesinde etkin rol oynarlar. Bu özelliklere sahip mümin kitlenin hayatı erdemli ve yüce Allah’ın onurlandırıp kemal aşamasından geçmesini istediği insana yakışan bir hayattır. Yüce Allah insanların hayvanlar gibi yaşamalarını, onlar gibi düşünmeden, merak etmeden sadece yiyip, içip, eğlenmelerini istememiştir.
İnsanoğlu için planlanan tam olgunluk düzeyi bu dünya hayatında gerçekleşmediği için yüce Allah, gösterdiği yoldan sapmadan hareket eden mü’minlerin kendileri için takdir edilen firdevs cennetlerine ulaşmasını dilemiştir. Bu cennetler yok olmanın söz konusu olmadığı sonsuzluk yurdudur korkusuz güveninin, bitmeyen sürekliliğin yurdudur.
Yüce Allah yapılan ibadetlerin, güzelliklerin, hayırların mutlaka bir karşılığı olduğunu, ve gerçek karşılığın bu dünyada elde edilenler daha üstün olarak ahiret yurdunda olduğunu, bize kitabında açıkça belirtir.
Vemen ya’mel mine-ssâlihâti min ?ekerin ev un?â vehuve mu/minun,
feulâ-ike yed?ulûne-l cennete velâ yuzlemûne nekîrâ
Erkek olsun, kadın olsun, her kim de mümin olarak iyi işler yaparsa, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.(Nisa:124)
Vesselam…
|
|