|
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
İnsanların yaradılış gayesi Zariyat suresinin 56. ayetinde açıkça belirtildiği gibi mutlak yaratıcıya hakkıyla kulluk edebilmesi, yalnızca ona ibadet edebilmesi içindir.
Bu ibadet ve kulluk hiçbir ortak koşulmadan, onun eşi ve benzerin bulunmadığı akıldan çıkarılmadan sadece ama sadece onun için, onun rızası için yapılmalıdır ki Allah yanında değeri olan bir kulluk ve ibadet olabilsin.
Yapılan ibadetler bilindiği gibi genel hatları ile 3 kısma ayrılır. Bedenen yapılan ibadetler, mal ile yapılan ibadetler ve hem beden hem de mal ile yapılan ibadetler.
Rabbimiz dünyayı ve içindeki varlıkları insan’ın emrine amade kılmıştır. Sorumsuz bir yetki olamayacağı içinde, emrine dünya ve nimetlerini sunduğu insana bazı sorumluklar yüklemiştir.
İnsan şunu aklından hiç çıkarmamalıdır. Verilen imkanlar ve nimetler Allah’ın kendisine bir lütfü aynı zamanda bir imtihan aracıdır. O verilen imkan ve nimetlerin sahibi değil emanetçisidir. Ve emanetçi elindeki emaneti esas sahibin istediği şekilde tasarruf etmekle mükelleftir.
Ne yazık ki bu gerçek insanların düşüncesinden çoğu zaman çıkmaktadır. Sorulduğu zaman bu malların gerçek sahibinin Allah olduğu itiraf edildiği halde, bu itiraf sadece sözde kalmakta fiiliyatta bir geçerlilik kazanmamaktadır.
Madem bu malın, imkanın sahibi biz değiliz bunu bize emanet eden Rabbimizin istediği şekilde kullanalım, kullanmaya gayret edelim denildiğinde de, elbette öyle olmalı denilerek, peşinden amalar, lakinler, fakatlar ilave edilmektedir.
Günümüz Müslümanları ‘Allah ve Resulü bir işte karar verdiğinde ben Müslüman’ım diyen kimse için hiçbir mazerete sarılmadan ona uyulması gerektiğini ne yazık ki akıllarında çıkarmış vaziyetteler.
İnsanlar elde ettikleri nimetleri ve imkanları, kendi becerileri ve akılları sayesinde de elde ettikleri yanılgısına düşmektedirler. Üzülerek belirtmek gerekirse bu Karun tavrıdır Karun’da kendisine ;
"Böbürlenme, Allah şüphesiz ki böbürlenenleri sevmez. Allah'ın sana verdiği şeylerde, ahiret yurdunu gözet, dünyadaki payını da unutma; Allah'ın sana yaptığı iyilik gibi, sen de iyilik yap; yeryüzünde bozgunculuk isteme; şüphesiz Allah bozguncuları sevmez" denildiğinde. "Bu servet ancak, sahip olduğum bilgiden ötürü bana verilmiştir" demişti” (Kasas 28/76-77)
Karunlaşmamak için bize verilenlerin bir emanet ve imtihan vesilesi olduğunu aklımızdan bir saniye bile çıkarmadan, bize verilemiş olan mal, mülk, mevki, makam sağlık, ilim ve zaman gibi nimetleri onun yolunda onun emrettiği şekilde kullanmamız yani İslami tabiri ile İNFAK etmemiz gerekmektedir.
Allah’ın kitabında fi sebilillah yani Allah yolunda kaydı düşülerek emredilen 3 şeyden biri de infaktır.
Evet Kuranda 3 şey Allah yolunda kaydı ile emredilir. Bunlar hicret, cihad ve infaktır.
İnfak bir anlamı ile mal ile yapılan bir cihat iken diğer bir anlamı ile geçici olandan (dünya malından ) kalıcı olana (Allah’a) yapılan bir hicrettir de.
İnfak terim olarak ‘Yarar veren bir şeyi ona ihtiyacı olan birisi ile karşılıksız olarak paylaşmak’ demektir.
Tabi bunun karşılıksız diye tanımlanmış olması yapılan bu işin hiçbir karşılığı olmadığını anlamında değildir. Onun karşılıksız olarak tanımlanmasının sebebi, bu dünyanın geçici karşılıklarını beklemeden sadece Allah’ katında elde edeceği karşılığı beklemek amacıyla yapılmış olması anlamındadır.
İnfakın pek çok çeşidi vardır.
İnfakın farz olan çeşidine zekat denir, Zekât’ın ilk anlamı “artma ve çoğalma”, ikinci anlamı “arı duru temiz hale getirme”dir. Zekât’ın Kur’ani açılımı, “artmak ve arınmak için ödenmesi gereken bedeli ödemek” demektir.
40 da 1 lik zekat oranının günümüz Müslümanları tarafından mutlak oran olarak kabul edilmesine rağmen, aslında 40/1 zekatının minimum oranıdır. Yani verilmesi gereken en az oranıdır. Bunun yukarısı insanın kendisini Allah’a ne kadar yakın hissettiğine veya ne kadar yakınlaşmak istediğine bağlıdır .40/1 oranını Hz. Ali cimrilerin zekatı olarak tanımlamıştır.
İnfakın nafile olanına fıkıhta sadaka adı verilir. Sadaka, “doğruluk, dürüstlük, sadakat” demektir. Zaten sadakaya da, kişi Allah’ın verdiği servet emanetine “mülkiyet” olarak değil “emanet” olarak bakıp onu paylaştığı için “sadaka” adı verilmiştir. Zira serveti paylaşmak, emanete sadakat, onu biriktirmek ve cimrilik yapmak, emanete ihanettir.
İnfak’ın Ramazan ayına has olanına fıtr denilir. Fıtrat sadakası, yani zengin olsun olmasın, insanın “varoluş” infakı olduğu için bu adı almıştır.
İnfak’ın sırf maldan yapılanına hayr denilir. Kur’an serveti “hayr” olarak isimlendirir.
Özü itibarı ile hayr olarak isimlendirelen malın insana hayır mı şer mi getireceği, insanın onunla olan ilişkisine bağlıdır. Eğer varlık hiyerarşisini yörüngesinde saptırarak malı araç olmaktan çıkarak amaç haline getirirsek elbette ki elde ettiğimiz mallarımız bize hayır değil şer getirecektir.
Varlık hiyerarşisi denilen şey; her şeyi gerektiği gibi kabul edip ona yaradılış amacı doğrultusunda muamemele etmektir.
Allah insanı eşrefi mahlukat olarak yaratmıştır, yani yaratılanların en şereflisi olarak. Demek ki yaradılış hiyerarşisi içinde insanın yeri piramidin en tepesi gibi en üstte olmalıdır. Dünya üzerinde diğer tüm yaratılanlar katagori olarak insandan daha altta olmak zorundadır. Diğer yaratılmışlar insanın işini ve imtihanını kolaylaştırmak için yaratılmıştır.
İşte bu gerçek göz ardı edilerek özellikle mal, mülk, mevki gibi nimetler ve imkanlar insandan daha önemli ve değerli kabul edilirse, varlık hiyerarşisi dediğimiz olgu bozulmuş olur. Varlık hiyerarşisinin bozulmuş olması mükemmel dengeyi bozacağı, her şey yerli yerinde olmayacağı içinde karışıklıklar, huzursuzluklar, kötülükler dünya üzerinde egemen olacak demektir.
Kuran’da iki yüz den daha fazla ayette infaktan bahsedilir. Kuran’da infaktan bu kadar çok ve ısrarla bahsedilmesine rağmen ne yazık ki günümüzde sanki infak tercihe bırakılmış yapılsa da olur, yapılamasa da gibi algılanmaktadır. Halbuki az ya da çok Allah yolunda harcamak farzı ayındır. Ve infak sanıldığı gibi sadece zenginlerin yapmakla mükellef olduğu bir şey değildir. Aynen namaz gibi zengin fakir, ayırt etmeden herkesin yapması gereken bir ibadet şeklidir. Peygamberimiz zamanında sahip olduğu bir hurmanın yarısını infak eden onu Allah yolunda bir ihtiyaç sahibinin ihtiyacını gidermek için kullanan bir çok sahabe örnekleri mevcuttur.
İnsanlar tarafından az ve önemsiz kabul edilen bir şey, mutlak değer olarak Allah katında çok değerli olabilir. Milyarı olan biri yüz milyonunu infak etse, malının onda birini infak etmiş olur.
Ama bütün varlığı bir hurma olan biri onun yarısını infak etse malının % 50simi infak etmiş demektir, elbette ki %50 - % 10 dan daha büyüktür.
Unutmamak gerekir ki az maldan veremeyen insan malı fazlalaşınca vermekte daha da zorlanacaktır.
Toplumda infak kültürünün yerleştirebilmesi, özellikle çocuklarımızın bu kültürle yetiştirilmesine bağlıdır. Elinden tutup camiye götürdüğümüz, namaz kılmasına çalıştığımız çocuklarımızın ellerine para vererek onları infak etmeye de alıştırmalıyız, hatta harçlıklarının belli bir kısmını mutlaka bir ihtiyaç sahibine veya yardım kurumuna sadece Allah rızası için vermesi gerektiği konusunda eğitip teşvik etmeliyiz ki büyüdükleri zaman mal ve eşyanın kölesi değil efendisi olabilsinler, mal ve mülk onlara değil onlar mal ve mülke hükmedebilsinler.
Toplumumuzdaki en önemli sorunlardan birisi de; sermeyenin, mal ve mülkün bir kanser haline gelerek ona sahip olana zarar vermesidir. İnfak sermeyenin kanserleşmesinin, onun putlaştırılmasının önündeki en büyük engeledir. Onun içindir ki toplumdaki ihtiyaç sahipleri, ellerinde mal ve sermesi olan insanlar için aslında birer nimettirler. O ihtiyaç sahipleri vesilesi ile mal sahibi malının kölesi olmaktan, onu putlaştırmak kurtulmuş olur.
Şu ana kadar söylenenlerden de anlaşıldığı gibi infak edebilmek bir Müslüman için olmazsa olmaz vasıflardandır.
İslam’ın dünyasında yapılan her işin bir şekli, bir yöntemi, bir örneği olduğu gibi infak edebilmenin de elbette bir ahlakı, bir yöntemi, bir usulü mutlaka olmalıdır. Kuran’ın çeşitli yerlerinde bunlar ayrı ayrı anlatılğı gibi Bakara suresinin 261inci ayetinden 274 ayetine kadar olan kısmında infak hakkında detaylı bilgi verilmektedir.
İnfakın ne olduğu , nasıl yapılması gerektiği ne zaman yapılması gerektiği, yapılırken nasıl davranılması gerektiği konularında bu ayetler bize yol gösterici ve aydınlatıcı mahiyettedir. Şimdi bu bölümü okuyarak, nasılını ve ne içinini anlamaya gayret edelim inşallah.
Bismillahirrahmanirrrahim
261/ Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah, dilediğine kat kat arttırır. Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir.
Bu ayet insanın Allah yolunda harcamaya ve vermeye başladığında, aslında vermediğini aksine kazandığını ifade etmektedir. Böyle sadece Allah için veren kişinin malı eksilmek yerine artmış olur.Çünkü Allah dileğine kat kat verendir.Allah yolunda verebilmek bir ağacın budanması gibi etki sağlar, ağaç budandıkça kalan dallardaki ürünler daha kaliteli ve bol hale gelir.
262/ Mallarını Allah yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin peşinden başa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
Başa kakma; çirkin, kınanmış,-seviyesiz ve aşağılık bir olgudur. İnsan, yalancı bir üstünlüğü ya da infakta bulunduğu kimseyi küçük düşürmeyi, yahut insanların dikkatini çekmeyi arzulamadıkça başa kakamaz.
Başa kakma, infakta bulunurken Allah'tan ziyade insanların dikkatini çekme isteğidir. Bunların tümü temiz bir kalpte hareket alanı bulamadığı gibi, mümin bir kalbe de uygun düşmeyen davranışlardır.
Başa kakma -bu yüzden- sadakayı, verene de alana da eziyete dönüştürür. Veren için; nefsinde büyüklük ve kibir etkisi bırakmak, verdiği kişiyi kendi yanında küçük ve kırgın görmeyi arzulamak ve kalbini ikiyüzlülük, gösteriş ve Allah'tan uzaklaşma ile doldurma bakımından eziyettir. Alan kimseye de; nefsinde yenilgi ve kırgınlık etkisi, kin ve intikamla tepki gösterme duygusunu geliştirdiği için eziyet olmaktadır.
İslâm, infakla yalnızca kötülüğe set çekmeyi, karın doyurmayı ve ihtiyaçları gidermeyi dilememiştir. Onunla verenin kendisi için bir arınma ve temizleme unsuru meydana getirmeyi, insanlık ve Allah'ın dini açısından kardeşi sayılan fakire karşı insanlık duygu ve bağlarını harekete geçirmeyi, Allah'ın kendisine verdiği nimetten, kibirlenmeden, israfa kaçmadan ve başa kakmadan "Allah yolunda" infak etmek suretiyle bu nimeti hatırlatmayı dilediği gibi, alan için de bir hoşnutluk ve fazilet, insanlık bakımından ve Allah'ın dini açısından kardeşi olanla arasındaki bağına bağlılık dilemekte, yardımlaşma ve dayanışma esaslarına dayanması, üzerindeki otoritenin, yaşadığı hayatın, yöneldiği merciïn ve yükümlülüklerinin birliğini hatırlatması suretiyle de toplumun tümüne kötülüğün dokunmasını engellemeyi dilemektedir.
Ancak başa kakma, bunların tümünü giderir ve infakı zehir ve ateşe dönüştürür. Elden ve dilden kaynaklanan eziyetle birlikte gelmese de eziyettir, böyle bir infak... Bu duygular, infakı boşa çıkarması, toplumu parçalaması, kin ve küskünlüğü yaygınlaştırması açısından da başlı başına eziyettir.
263/ Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır, halim olandır..
Güzel bir söz, kalplerin yaralarını sarar, onları hoşnutluk ve güler yüzlülük duygularıyla doldurur. Bağışlama, ruhların kinlerini temizler, yerine kardeşlik ve doğruluğu yerleştirir. Bu durumda güzel bir söz ve bağışlama sadakanın birinci görevini; ruhların arındırılması ve kalplerin yakınlaştırılması görevini yerine getirmiş olmaktadır
264/ Ey iman edenler, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiç bir şeye güç yetiremez (elde edemez)ler. Allah, kâfirler topluluğuna hidayet vermez.
265/ Yalnızca Allah'ın rızasını istemek ve kendilerinde olanı kökleştirip güçlendirmek için mallarını infak edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede bulunan, sağnak yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren bir bahçenin örneğine benzer ki ona sağnak yağmur isabet etmese de bir çisintisi (vardır). Allah, yaptıklarınızı görendir.
266/ Hangi biriniz ister ki, altından ırmaklar akan hurmalardan, üzümlerden bir bahçesi olsun, içinde kendisinin olan bütün ürünler de bulunsun; fakat kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, (üstelik) zayıf ve küçük çocukları olsun (böyle bir durumda iken) ona (bahçesine) ateşli bir kasırga isabet etsin de yanıversin. İşte Allah size ayetleri böyle açıklar, ki düşünesiniz.
267/ Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır.
268/ Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin -hayasızlığı emrediyor. Allah ise, size kendisinden bağışlama ve bol ihsan vaad ediyor. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.
İnsanın önünde 2 yol vardır. Allah’ın yolu yada şeytanın yolu, Ya Allah’ın vadine kulak vererek ona uyacak yada şeytanın kine, Kim Allah’ın yolunda yürümez ve onun vadine kulak vermezse, şeytanın sözünü dinliyor ve onun yolunda yürüyor demektir. Allah’ın koyduğu hayat metodunun dışındaki her metot aslında farklı farklı metotlar gibi görülüyor olsa da sonuç itibarı ile şeytanın metotlarından birdir.
Şeytan insanları fakirlikle korkutmakta, ruhlarımıza ihtiras, cimrilik ve azgınlık duygularını serpmektedir. Yine şeytan insanlara kötülüğü emretmektedir. Fuhuş; haddi aşan bütün günahları kapsamaktadır. Her ne kadar zina için kullanılması ile meşhur olmuşsa da içerik olarak daha kapsamlıdır. Fakirlik korkusu cahiliye döneminde halkı kız çocuklarını diri diri kuma gömmeye sevk ettiğinden, bir nevi fuhuştur. Servet biriktirme arzusu, bazılarını faiz yemeye yönelttiğinden, o da fuhuştur. Allah yolunda infak etmek nedeniyle meydana gelen fakirlik korkusu zaten fuhuştur.
Şeytan, insanları fakirlikle korkutup fuhşu emrediyorsa, Allah da size kendinden bir mağfiret ve bolluk va'detmektedir.
269/ Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez
270/ Her neyi nafaka olarak infak eder ve adak olarak neyi adarsanız, muhakkak Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur.
Müminin, niyetinin, vicdanın, hareket ve davranışlarının yüce Allah'ın gözetimi altında olduğunu düşünmesi; ona riya ve gösteriş yerine takva, cimrilik yerine cömertlik, fakirlik korkusu karşısında kurtuluş, mükafata güvenme, Allah'ın mükafatına bağlılık, Allah'ın verdiği şeylerden hoşnut olmak, huzur duymak ve Allah'ın kendisine rızık olarak verdiği şeylerden infak ederek şükrünü ifa etmek gibi birçok duyguları bahşeder.
Nimetin hakkını vermeyen, Allah'ın ve kulların hakkını vermeyen ve Allah kendisine verdikten sonra iyilik yapmaktan kaçınan kişiye gelince, O zalimdir. Sözüne zulmetmiştir... İnsanlara zulmetmiştir... Kendisine zulmetmiştir.
Ve Zalimler için bir yardımcı yoktur."
271/ Sadakaları açıkta verirseniz ne iyi; fakat gizleyip fakirlere verirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. O, günahlarınızdan bir kısmını bağışlar. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
272/ Onların hidayete ermesi, senin üzerinde (bir yükümlülük) değildir. Ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak her ne infak ederseniz, kendiniz içindir. Zaten siz, ancak Allah'ın hoşnutluğunu istemekten başka (bir amaçla) infak etmezsiniz. Hayırdan her ne infak ederseniz -haksızlığa (zulme) uğratılmaksızın size eksiksizce ödenecektir.
273/ Sadakalar) Kendilerini Allah yolunda adayan fakirler içindir ki, onlar, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler. İffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Hayırdan her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.
274/ Onlar ki, mallarını gece, gündüz; gizli ve açık infak ederler. Artık bunların ecirleri Rableri katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
Konuyu noktalayan şu Ayet- Kerimenin gerek başında gerekse sonunda, bütün ayetler arasındaki uygunluk ve kapsayıcılıkla uyuşan bir düzen göze çarpmaktadır. Bu son, kapsamlı ve kısa dokunuşlar..
"Mallarını... infak edenler..."
Bu şekilde genel ve bütün mal çeşitlerini kapsar biçimde...
"...Gece-gündüz, gizli-açık..."
Bütün zamanları ve her durumu kapsamak içindir.
"...Mükafatları Rabbleri katındadır..."
Bu şekilde kesin, malın artması, ömrün bereketlenmesi, Ahiret mükâfatı ve Allah'ın hoşnutluğu, hepsi bunun içindedir.
"Onlar için bir korku sözkonusu değildir ve onlar üzülmez de."
Gerek dünyada gerekse Ahirette korkutucu hiçbir şeyden korkmadıkları gibi üzücü hiçbir şeyden dolay da üzülmezler.
|