| |
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Bu günkü sohbetimizde bir Müslüman için olmazsa olmaz bir tutumdan, bir duruştan, bir tavırdan bahsedeceğiz. Yani bir Müslüman kişinin, bir Müslüman toplumun, bir Müslüman devletin mutlaka gözetmesi gereken bir şeyden, Adaletten.
Adalet kelimesi, dengelemek, dengeli davranmak, tesviye edip düzeltmek, bir şeyi uygun yere koymak, bir hakkı sahibine vermek anlamlarına gelir. Bu kavramın içinde insaf, hakkaniyet, istikamet mânâları da vardır. Dolayısıyla adaletli davranmak, bir şeyi, bir işi hakkaniyet ve insaf ölçülerine göre yapmak demektir. Kur'ân-ı Kerîm'de pek çok âyette geçen "اَلْقِسْطُ: el-kıst" kelimesi de adalet kelimesinin ihtiva ettiği mânâları ifade eden bir kavramdır. İslâm'da adalet anlayışı, bir arada yaşamaktan ve insanlar arası ilişkilerden ortaya çıkan insan hakları temeline dayanır. Adalet, bu hakları olması gereken yere koymak, hakkı olanlara vermek demektir. Adaletin zıddı ise zulümdür ve o da bir şeyi yerli yerine koymamak veya uygun olan yerden başka yere koymak anlamlarına gelir.
Adil olmak bir Müslüman için farz-ı ayındır. Çünkü Rabbimiz bize Kitabında defalarca adil olmayı emreder.Mesela her Cuma günü Cuma hutbelerinden sonra imamların okuduğu Nahl süresi 90. ayetde ..
Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor
Adalet Allah’ın insanlar için en önem verdiği konulardan biridir. Hatta diyebiliriz ki Kuran’da Allah’a ortak koşmamak tan sonra, namazla birlikte en çok öğütlenen, emredilen şeylerden biridir. Çünkü Allah Adildir, hüküm verdiği zaman adaletle hükmeder ve bizimde yeryüzünde ki halifeleri olarak adaletli olmamızı istemektedir. Kendisi her işte Adalet ölçüsüne göre hükmettiği için bize de adaleti emreder.
Allah, adaletle hükmeder. O'nu bırakıp taptıkları ise, hiçbir şeye hükmedemezler. Şüphesiz Allah, hakkıyla işiten ve görendir Mümin /20
Dünya üzerinde ki gelmiş geçmiş tüm toplumlar, tüm devletler ne zaman ki adaletten uzaklaşmaya başlarlar, zulmü, baskıyı, sömürüyü kendilerine bir yol, bir yöntem olarak belirlerler ,artık onlar için yıkılma ve yok olma süreci başlamış olur. Sakın unutmayalım ki Zulüm ile abad olunmaz. Eğer zulüm ile bazı getiriler elde ediliyorsa da bunun sonu hüsranla biter mutlaka. Bunun farkında olan büyüklerimiz ne de güzel ve veciz ifade etmişler bunu ‘Zulüm ile abad olanın, ahiri berbat olur.’
Eğer bir ilişkinin içinde adaletten sapma varsa o ilişki sağlıklı bir ilişki değildir. Bu ilişki ister iki arkadaş arasında ki ilişki olsun, ister iki iş ortağı arasında ilişki olsun, ister karı koca arasındaki ilişki olsun isterse de, fert ile devlet arasında ki ilişki olsun. Adaletle bir birine davranmayanların arasındaki ilişkilerde mutluluk, huzur, güven aramak, beklemek ham hayalden başka bir şey değildir.
Bu arada, tam da sözün burasında bir parantez açarak birbiri ile karıştırılan iki kavramdan bahsetmek istiyorum, bunlar adalet ve eşitliktir. Bizim insanlarımızda yanlış bir algı vardır, sanki adalet ve eşitlik, iki eş anlamlı kelime imiş gibi kullanılır ve öyle bahsedilir. Genelde ‘’çağdaş’’lar tırnak içinde çağdaşlar özellikle kadınları istismar edecekleri zaman eşitlik kelimesini çokça kullanırlar ve bunu kullanırken açıktan ya da ima yolu ile bizim yani Müslümanların kadınlara karşı kaba ve saygısız olduğumuzu ifade etmeye çabalarlar, hatta bu ifadelerini, kişilerin üzerinden daha öteye götürerek aslında bu tavrı bize öğütleyen ya da emredenin bizim inanç sistemimiz, bizim kitabımız olduğunu iddia ederler. Ve tabii böyle bir şey emreden bir sisteminde günümüzde yeri olmadığını, olamayacağını söylerler.
Halbuki eşitlik ile adalet aynı şey değildir. Ben bir Müslüman olarak herkese karşı adil olmaya çabalarken, herkese eşit davranmayı kendime yakıştıramam hatta böyle bir tavırdan Allah’ a sığınırım.
Asıl olması gereken eşitlik değil adalettir. Bunu birkaç örnekle açıklamak istiyorum ki daha iyi anlaşılabilsin..
Allah insanları yaratırken herkese ayrı, ayrı meziyetler yetenekler vermiştir ve çalışıp çabalayarak bu yetenek ve meziyetlerimizi arttırabilmemizin yolunu bize açmıştır. Herkesin yapısı, fiziki gücü, anlayış kapasitesi farklı, farklıdır ve herkes Allah’ında ifade ettiği gibi kendi gücünün yettiğinden sorumludur.
İki işci düşünün, biri 25 yaşında 90 kilo ağırlığında 185 boyunda, diğeri 45 yaşında minyon yapılı ufak tefek bir adam, bir malınız var bir yerden bir yere taşınması gerekiyor ikisine de 70 kiloluk bir yük verir taşımasını isterseniz, ikisine eşit davranmış olursunuz, işte size bir eşitlik örneği ama ne yazık ki ikisine de adil davranmış olmazsınız
Çalışkan, dersi için çaba ve emek harcayan bir öğrenci ile tembel, haylaz kitap açmayan öğrencinin ikisinede imtihandan 5 vermek eşitliktir. İşte, kim 5 in 5 e eşit olmadığını söyleyebilir ki ama bunu yaparsanız adil olamazsınız..
Aynı bu örneklerde ki gibi kadın ve erkek de farklı fiziki yapıda, farkı duygu yoğunluğuna sahip, farkı meziyetlerle donatımlı, iki varlıktır. Farklı derken bazıların yaptığı gibi seviyesi düşük veya eksik veya beceriksiz demiyorum sadece farklı diyorum lütfen yanlış anlaşılmasın.
Bizi bir kadın ve bir erkekten yaratan, ve bizi bizden daha iyi tanıyan Rabbimizde bizim bu farklığımızı bildiği için biz erkeklere ve kadınlara ayrı, ayrı mükellefiyetler ayrı, ayrı görevler ayrı, ayrı sorumluluklar vermiştir. Evet bize eşit davranmamıştır bu sorumlulukları bu meziyetleri verirken, ama verdiği kadarının karşılığını adil olarak istemiştir. Bu konuda ki meramımı anlatabildiğimi düşünerek parantezi kapatıyorum.
Bizim için yol gösterici, hidayet kaynağı, şifa, her şeyi açıklayan, doğruyla yanlışı bir birinden ayıran,
Rabbimizin kitabı, hem doğruluk yönünden hemde adalet bakımından tamamdır. Bunu Allah kendi kitabında, kendi kitabını tanımlarken söylüyor..
Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O işitendir, bilendir Enam/115
Adaletli bir Rabbin kulları, doğruluk ve adalet bakımından tam olan bir kitabın bağlıları olan bizler hayatımızın her safhasında, her gününde, her anında adaletli davranmak, adaleti gözetmek zorundayız.
Tüccarsak adil bir tüccar olup doğru terazi ile tartmalıyız, adaletsizlik yapmamalıyız..
İşçi isek adaletli olup iş saatinden, mesaiden çalmamalıyız.
İş verensek, iş güveliğini sağlamalı ve işçilerimizin huzurlu, temiz, ferah bir ortamda çalışmaları için gerekli önlemleri adaletle almalı ve hak ettikleri ücretlerini alınlarının teri kurumadan vermeliyiz
Bir hâkimsek kendi yakınlarımızın aleyhine bile olsa adaletle hükmetmeliyiz.
Bir devlet başkanı isek tüm vatandaşlarımızın hakkına, hukukuna, inancına, yaşam tarzına saygılı bir şekilde ülkeyi yönetmeliyiz.
Ve en önemlisi toplumun temel taşı olan bir ailenin bireyi isek, ailemizdeki insanların eşimizin, çocuklarımızın varsa büyüklerimizin hakkına özellikle itina göstermeli ve adaleti ilk önce ailemizde tesis etmeliyiz.
Yüce Rabbimiz Adaletli olmayı o kadar önemser ki, sadece ailemize, işçimize, arkadaşımıza, komşumuza karşı ilişkilerimizde adaletli olmamız Kur’anda ki adalet kavramını yerine getirmemiz için yeterli olmamaktadır. Allah bizim bırakın hiç bir sorunumuz olmayan, sadece sosyal ilişkide olduğumuz kişilere karşı adaletli olmamızı emretmeyi, aramızda sorun olan, düşmanlık olan kişilere karşı bile adaletli davranmamızı emreder.
Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adaletli olun. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.(Maide/8)
Bunlar aslında herkes tarafından bilinen ve söylenen, insanların huzurlu, güvenli bir dünya da yaşamaları için gerekli, ama bir o kadar da zor, insan nefsine ağır gelen şeylerdir. Ama gerçek bir imana sahip olan bir insan için yapılamayacak, başarılamayacak davranışlar değildir.
İslam tarihinin şanlı sayfaları adaletle hükmeden, adaleti savunan, adaletle yaşayan insanlar ve imamlarla doludur.
Bunun en müşahhas örneği Âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamberimizdir.
Hırsızlık yapan bir kadının cezası verilmek üzere iken, onun affedilmesi için, Mekke’nin zengin ve hatırlı adamlarının isteği üzerine, Peygamberimize ricacı olarak gelen Usame b. Zeyd’e, söylediği sözler insanlık tarihe silinmez harflerle kazılan, adaletin nasıl olması gerektiğini gösteren, en açık belgelerdir.
Aracılığa gelenlere peygamberimiz ‘’Allah’a and olsun ki eğer hırsızlık yapan kızım Fatıma olsaydı bile onun elinin kesilmesine engel olmazdım ‘’ demiştir.. (Buhari/Hudud.11)
Neden böyle demiştir Peygamberimiz: Çünkü O Allah’ın sözünün üzerine söz söylenemeyeceğini Allah bir işte hüküm verdiğinde, ben Müslüman’ım diyen birine sadece ona teslim olmak gerektiğini en iyi bilen insandı.
Çünkü O bir işte hüküm verdiği zaman adaletle hükmetmesi gerektiğini biliyordu.
Çünkü O Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. Nisa/135
Ayet-i Kerimesinin anlatmak isteğini, en iyi anlayan insandı.
Ve Onun terbiyesinden, Onun eğitimden geçmiş bir insan olan Hz. Ömer, Müslümanların halifesi iken Vali olarak gönderdiği birine verdiği öğütle adaletle hükmetmenin nasıl bir şey olduğunu ona, ve onun şahsında tüm insanlara ve bize gösteriyordu.
Hz Ömer diyordu ki; eğer yarın bir gün biri sana bir gözü çıkarılmış, çıkarılan gözünü elinde taşıyarak şikayete gelirse, karar vermeden önce şikayetçi olduğunu da bir çağır ve dinle belki onun iki gözü de çıkarılmıştır.
İşte bu anlayış, bu düşünce, bu uygulamadır ki; Peygamberimiz ve ondan sonra gelen 4 halife dönemini tarihe ‘’ASR-I SAADET’’ yani mutluluk, huzur, güven, adalet asrı olarak, silinemeyecek şekilde kazımış ve bir müslümanın nasıl olması gerektiğini hem dünyaya, hem de bize öğretmiştir.
Ve bu Müslüman ca duruşu, M. Akif Safahat ta ne güzel anlatıyor.
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım!... -Boğamazsın ki! -Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam; Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale; Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim, Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu... İrtica’nın şu sizin lehçede ma'nası bu mu?
Tüm verilen ayetler, söylenen sözler, okunan şiirler, anlatılan tarihi gerçekler bize şunu öğretmiş olmalıdır.
Biz Müslümanlarız ve adalet bizim için hava gibi, su gibi vazgeçilemez bir olgu olmalı, karakterimiz ‘Adalet’ olmalı ve şunu bir an bile aklımızdan çıkarmamalıyız ki; İslam Küfür ile bir arada yaşayabilir, ama zulüm ile bir arada yaşayamaz.
Çünkü Müslüman bir haksızlık, bir zulüm, bir adaletsizlik gördüğünde buna kayıtsız kalamaz, onu eliyle engeller, eli ile gücü yetmiyorsa dili ile engeller, eğer buna da gücü yetmeyeceğine inanıyorsa kalbi ile ona buğz eder ve bununda imanın en zayıf noktası olduğuna inanır.
Gerçek imana sahip, kendini Allah’a adamış, yönünü Allah’a çevirmiş, kulağını onun sözünü dinlemek için açmış bir insan, şimdi ben bu zulme elimle engel olmaya kalkarsam bende aynı zulme maruz kalabilirim diye düşünemez, Çünkü o bilir ki Allah istemedikten sonra tüm dünyadaki zalimler, kafirler, hainler bir araya gelse, tüm baskı ve zulüm yöntemlerini bir araya toplasa, yinede ona bir zarar veremezler.
Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine O'ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O'nun keremini geri çevirecek de yoktur. O, hayrını kullarından dilediğine eriştirir. Ve O bağışlayandır, esirgeyendir(Yunus/107)
Ve bizim şiarımız, sloganımız şu olmalı: Biz müslümanlarız:
ZULÜM VE HAKSIZLIK KİMDEN GELİRSE GELSİN VE KİME KARŞI OLURSA OLSUN , ZALİME KARŞI VE MAZLUMUN YANINDAYIZ.
|
|